Adem Eser

Tarih: 10.08.2025 07:57

NEDEN KAYBETTİK?

Facebook Twitter Linked-in

Bir toplum nasıl kaybeder? Toprağını kaybetmeden önce ahlakını, sınırlarını kaybetmeden önce merhametini, bayrağını kaybetmeden önce Allah korkusunu unutarak… Biz kaybettik. Hem de fark etmeden, alışarak, susarak. Şimdi ne selam kaldı, ne vefa. Ne komşuluk kaldı, ne güven. Ne adalet kaldı, ne liyakat. Ne sevgi kaldı, ne merhamet. Ama hâlâ kendimizi medeni zannetmeye devam ediyoruz. Oysa biz çok şeyi yitirdik ve hâlâ farkında değiliz.
Allah Teâlâ buyuruyor: “Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasınız diye sizi kavim kavim, kabile kabile kıldık. Allah katında en üstün olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir.” (Hucurât, 13) Ama biz takvayı değil, ten rengiyle, statüyle, servetle üstünlük kurmaya başladık. Alçakgönüllülüğü küçüklük saydık, kibri kişilik zannettik. Dürüst olanı saf, merhamet edeni ezik gördük. Gülümsemeyi zayıflık saydık. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Mümin, insanların canı ve malı konusunda kendisinden emin olduğu kişidir.” (Tirmizî, İman 12) buyurmuştu. Şimdi kaç kişiye canımızı, sırrımızı, malımızı emanet edebiliriz?
Aynı apartmanda yıllarca yaşayıp birbirinin kapısını hiç çalmayan insanlar olduk. Komşunun çocuğu ağlıyor mu, annesi hastanede mi, kimse bilmiyor. Kapılar kapandı, gönüller buz tuttu. Peygamberimiz, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (Hâkim, Müstedrek) buyurmuştu. Şimdi bırak açlığı, selamı bile çok görüyoruz birbirimize. Dostluklar menfaate bağlandı, kardeşlik çıkarla ölçülür oldu. Oysa Efendimiz, “Kendin için sevdiğini kardeşin için de sevmedikçe iman etmiş olmazsın.” (Buhârî, Îmân 7) dememiş miydi?

Bugün makamlar ehline değil, yakın olana veriliyor. Doğruyu söyleyen değil, sustuğu kadar makbul sayılıyor. Kur’an’da Rabbimiz, “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 58) buyuruyor. Ama biz bu emri görmezden gelip torpili, adam kayırmayı, kayıtsızlığı hayatın bir parçası haline getirdik. Adalet terazisini çürüttük, güveni bitirdik, vicdanları susturduk.

İnsanlar artık birbirini anlamıyor. Ailede sevgi, sokakta sabır, toplumda hoşgörü kalmadı. Herkes bağırıyor, kimse dinlemiyor. Herkes yargılıyor, kimse anlamaya çalışmıyor. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhârî, İlim 11) Ama biz hep zorlaştırdık, hep öfke yaydık. Kimse kimseyi taşımak istemiyor. Küçükler büyüklere hürmet etmiyor, büyükler küçüklere şefkat göstermiyor. Herkes kendi derdine düşmüş, herkes sadece kendini düşünüyor.

Ve şimdi en acısı... Gazzemizi kaybettik. Evet, Gazze hâlâ haritada var ama bizim kalbimizdeki yerini kaybetti. Her gün çocuklar öldü, biz indirim kovalamaya devam ettik. Anneler enkaz altından yavrularını çıkarırken biz kahve markalarının helal mi haram mı olduğunu tartıştık. Kur’an bize “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur.” (Hûd, 113) buyuruyor. Ama biz zulme sessiz kalarak, görmezden gelerek, hatta alışarak ateşi evimize kadar getirdik.
Şimdi ne mi yapmalıyız? Önce dürüstçe kendimize bakmalıyız. Bu toplumun geldiği noktada hepimizin payı var. 
Bu toplum sadece yönetenlerle değil, susanlarla da bu hale geldi. O yüzden selamı yeniden yaymalı, sadakati hatırlamalı, adaleti inşa etmeli, komşuluğu yaşatmalı, ahlâkı kuşanmalıyız. Zengin olmak değil, helal kazanmak; yükselmek değil, eğilmek; haklı çıkmak değil, hakkı gözetmek önemli. Çünkü bu gemi batarsa içindekilerle birlikte biz de batarız. Ve bu toplum yeniden yükselecekse, önce yere düşürdüğü değerleri yerden almalıdır.

Çünkü biz... gerçekten kaybettik.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —